hayat...
garip tesadüflerle doludur çoğu zaman. bir kelime, bir harf değiştirir zamanı.
herşeyi görür bu gözler, ama bazen takılır kalır, şaşırırsın.
zaman geçer...
algılarsın, hissedersin, yaşarsın.
kimi zaman anlamsız gelir bazıları. izlersin uzaktan. yakın sandıkların, uzağa düşer. anlamazsın.
bakarsın ardına, herkesi, herşeyi suçlar olmuşsun.
kendini dinler, anlamaz olmuşsun.
tanıyamazsın ya içindeki yabancıyı...
suçlarsın ya boş yere kendini.
bilemezsin ilacını, koyamazsın bir yere kendini.
anlarsın sonunda;
o gözler takılı kalmıştır onda, budur mazeretin...
31 Ekim 2009 Cumartesi
29 Ekim 2009 Perşembe
üç noktanın cevabı
gördüğümde anladım seni,
garip bir güven...
duydum ve hissettim.
bile bile,
biteceğini bile bile...
bitecek ve devam edecekti.
yeni tanışmıştık,
dakika bile dolmamıştı.
ben seni tanımıştım,
sen beni...
gözlerindeydi herşeyim,
gözlerin aldı götürdü beni.
her yere gittim,
taşıdım onlarıda...
basitti yaşanan.
görünürdü.
olmuştu ve bitmişti...
şimdi yine başlıyorum,
biliyorum.
hoşça kal kelimelerinin yanına,
merhaba'mı ekliyorum...
garip bir güven...
duydum ve hissettim.
bile bile,
biteceğini bile bile...
bitecek ve devam edecekti.
yeni tanışmıştık,
dakika bile dolmamıştı.
ben seni tanımıştım,
sen beni...
gözlerindeydi herşeyim,
gözlerin aldı götürdü beni.
her yere gittim,
taşıdım onlarıda...
basitti yaşanan.
görünürdü.
olmuştu ve bitmişti...
şimdi yine başlıyorum,
biliyorum.
hoşça kal kelimelerinin yanına,
merhaba'mı ekliyorum...
5 Ekim 2009 Pazartesi
...
hayat işte...
yapılan planların dışındaki zaman dilimi derler...
hiç planlamamıştım oysa...
seni sevmeyi...
sevgi denen o eşsiz duyguyu hiç planlamamıştım.
öğrettin bana.
bugün o bankta, öyle sessiz, öyle çaresiz.
dayanamadım, dayanamadık.
binbir çeşit renk vardı etrafımızda,
bizim rengimiz siyaha kaçmıştı.
asildi bir o kadar...
direndim.
seni sevmemeye direndim oysa.
kalbim çarparken sana,
aklımın uzuvları direniyordu...
biliyordum!
seviyordum.
seviyorum seni.
kabul ettim.
planlamadığım gibi sevdim seni.
dedik ya;
hayat işte...
ben seni, hayatıma kattım.
planlamadığım gibi...
yapılan planların dışındaki zaman dilimi derler...
hiç planlamamıştım oysa...
seni sevmeyi...
sevgi denen o eşsiz duyguyu hiç planlamamıştım.
öğrettin bana.
bugün o bankta, öyle sessiz, öyle çaresiz.
dayanamadım, dayanamadık.
binbir çeşit renk vardı etrafımızda,
bizim rengimiz siyaha kaçmıştı.
asildi bir o kadar...
direndim.
seni sevmemeye direndim oysa.
kalbim çarparken sana,
aklımın uzuvları direniyordu...
biliyordum!
seviyordum.
seviyorum seni.
kabul ettim.
planlamadığım gibi sevdim seni.
dedik ya;
hayat işte...
ben seni, hayatıma kattım.
planlamadığım gibi...
3 Ekim 2009 Cumartesi
karanlıktakiler...

karanlıktı onların hikayesi...
bilinmezlerle dolu, çaresizdi.
acıyan gözlerin üzerlerinde hakimiyeti.
bir kadın, bir adam. öteki ve o kadar bizdendi aslında.
yaşanılan vardı orada. yaşanmamış sayılan ve bilinmeyen denklemdi söylenen, anlatılan.
bir kadın! yaşamıştı oysa. en özelini, en mahremini. bilmediği bir yerde, yüzünü görmediği bir adamla.
bir çocuk! aidiyet duygusundan yoksun. bilmediği bir bedeli ödüyordu oysa.
karanlıktaydılar. suni yollarla aydınlattıkları bir hayattı yaşadıkları. olağandı. rutindi.
yaşıyordu kadın. bilmek istemiyor, duymuyordu. deliliğin ışığındaydı. aydınlatıyordu kendini.
bir o kadar aydınlıktan nefret etmişti adam. çocuktu oysa. yaşamak istedikleri vardı. içinde sakladığı...
karanlıktakiler...
bizden, komik ve sinir bozucuydu aslında.
kendi içimizdeki kavgamızdı onlar. öyle ya da böyle. bizdik orada gördüklerimiz.
eşitsizliğin karşılığıydı. kadınla erkeğin farkı ve deliliğimiz.
yani kendimiz. yüzleşmekti belki. belki farketmediğimiz bir yanımızdı.
bilmek istemediğimiz deliliğin ta kendisi en büyüğü. deliliğe övgümüzdü kısacası...
bilinmezlerle dolu, çaresizdi.
acıyan gözlerin üzerlerinde hakimiyeti.
bir kadın, bir adam. öteki ve o kadar bizdendi aslında.
yaşanılan vardı orada. yaşanmamış sayılan ve bilinmeyen denklemdi söylenen, anlatılan.
bir kadın! yaşamıştı oysa. en özelini, en mahremini. bilmediği bir yerde, yüzünü görmediği bir adamla.
bir çocuk! aidiyet duygusundan yoksun. bilmediği bir bedeli ödüyordu oysa.
karanlıktaydılar. suni yollarla aydınlattıkları bir hayattı yaşadıkları. olağandı. rutindi.
yaşıyordu kadın. bilmek istemiyor, duymuyordu. deliliğin ışığındaydı. aydınlatıyordu kendini.
bir o kadar aydınlıktan nefret etmişti adam. çocuktu oysa. yaşamak istedikleri vardı. içinde sakladığı...
karanlıktakiler...
bizden, komik ve sinir bozucuydu aslında.
kendi içimizdeki kavgamızdı onlar. öyle ya da böyle. bizdik orada gördüklerimiz.
eşitsizliğin karşılığıydı. kadınla erkeğin farkı ve deliliğimiz.
yani kendimiz. yüzleşmekti belki. belki farketmediğimiz bir yanımızdı.
bilmek istemediğimiz deliliğin ta kendisi en büyüğü. deliliğe övgümüzdü kısacası...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)