keşkelerle başlayan cümlelerde yer edinmeni istemezdim aslında. toz pembe film kareleri kadar masum olsak mesela? oğlan kızı öper ve derki: seni seviyorum, gerisinde üç nokta bırakır insanın içine işleyen. dişiliğinin doruğa vardığı o noktada teninde enteresan bir koku... aşk, tutku, cazibe ve sevgi. bu kokanların ardından soluğu kesilir insanın.
keşke film kareleri kadar pembe olsaydık bizde. masumiyetin doruklarında işte bu diyebilseydik zamanında... zamanında çünkü, o kavramı yoketmeye olan katkılarımız büyük... canımız yandı. hani olur ya kız pişman olur, ağlamaya başlar ve ardından bir "keşke"... işte burada başlıyor hikayemiz. metaforlar arasında gezinirken ben, canlandırıyorum gözümde o perdeleri...
oğlan sahiplenme duygusuna yenik, "benimsin!" cümlesiyle devam eder perdeye. oysa çok güzeldi beş dakika öncesi.
hayat insanı peşinden sürükleme pahasına oyunlar oynar. bir bakarsın saniyede değişir herşey. değişim. hem alışılması güç, bir o kadar da yeni... idrak meselesi gelir hemen ardından. anlamaya başlarsın olup biteni. şimdi başlatabilirsin "keşke"li cümleni. geri dönmek istersin. acıyı sevmezsin. ilk saplandığında bedenine sızlar o küçücük yüreğin, ağrımaya başladığında ise çok geçtir belkide...
belkide diyorum, hep o çelişki var olur yüreğinde. ne kadar 'acı'yı öğrensende, bir umut vardır. bir cümle başlar ve çünkülerle devam eder. açıklarsın kendine... bir tez koyarsın ortaya, anti-tezide gelir yanında. yapılan açıklamalardan sonra istemediğin kadar geri dönersin. döndükçe öfken büyür, gördüğün anda şiddet doğar içinde. tanımadığın o yabancıyla tanışırsın. hoşuna gider önceleri, sonra kendinden sıkılırsın. öfkene yenilirsin, o yabancıyı yok etmek istersin.
perde devam eder;
kız açıklama ister, oğlan kaldığı yerden devam eder. replikler gelişir aralarında...
- neden yaşadık bunları?
- bilmiyorum.
- bana cevap ver!
- bilmiyorum dedim.
- keşke hiç olmasaydı.
- pişman değilim.
- keşke hiç olmasaydın!
- pişman değilim!
- keşke hiç olmasaydım...(gözlerin dolduğu an)
...
(kız arkasını döner. karar almıştır. bakmayacaktır arkasına ve aniden...
- iyiki varsın!
- iyiki yokum...
- seni seviyorum.
- bilmiyorum.
- daha ne istiyorsun!
- bilmiyorum.
- hayır biliyorsun.
- ...
- sende beni seviyorsun.
- ...
- zordu yaşadıklarımız... senin içinde, benim içinde. ama ben seni istiyorum. görmüyorum başkasını, her yüzü sen sanıyorum. kalbim parçalandı. evet! itiraf ediyorum. o ‘güçlü’ sandığın, korkak aslında. korktu senden. ama korkmuyor artık. seviyor, istiyor ve biliyor seni.
- inandım sana, güvendim! çektin gittin aniden. bilemedim. anlayamadım. göremedim.
- kaldır gözündeki perdeyi, sarıl bana. özledim... kokunu özledim. seni özledim. o pürüzsüz tenini özledim.
(kız zayıflığını göstermemek adına direnir önce. Döner arkasını. Bakamaz oğlanın gözlerine. bilmektedir çünkü, bakarsa bitecek. ah ne kadar isterdi güvenmeyi... bir an düşünür, karar vermek zorundadır; ya uçsuz bucaksız o yola gidecektir ya da renkli dünyayı yine 5 dakikalığına tercih edecektir...))
hangisi daha caziptir? hangisi tamamlamalıdır perdeyi? ve devam eder...
- lanet olsun! lanet olsunki: bende seviyorum. bende seni özledim! herşeyini... gözünü, kokunu, tenini, özünü, herşeyini!
ve tercih edilmiştir artık. öncesinde tutku ve şehvet, sonrasında aşk ve sevgi...
kazanan: gökkuşağı renkleri...
kaybeden: sen, ben, biz ve lanet “keşke”leri...