16 Nisan 2012 Pazartesi

Var0lmayanlar


Elimde Doğu Yücel’in “Var0lmayanlar” kitabı, kafamda kitabı nasıl anlatmam gerektiğine dair kopuk kopuk cümleler... Parçaları birleştirmeye çalıştıkça etrafa dağılıyor, toparlamaya kalkmanın külfeti üstümde; bu satırlar sayfaya diziliyor. Bir puzzle’ı tamamlamaya çalışan ve parçalarını büyük bir özenle yerleştirmek isteyen biri olarak karşınızda can çekişmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum.
            Kitabın arkasındaki açıklamada çok iddialı iki kelime peşisıra birbirini sıralıyor. “Hayalperest Manifesto” Kimilerine göre fazla iddialı, kimilerine göre anlamsız, kimilerine göre ise sıradan... Hayalperest bir manifestonun nasıl olabileceğini kafamda kurgulamaya çalışırken, kitabı okumadan bunun imkansız olacağını düşünmem uzun sürmedi tabiki ama nedense kitabı elime aldığım ilk andan itibaren sanırım gözlerim o iki kelimenin büyüsüne takılı kaldı.

            Kitabı okurken ilk aklıma küçükken her gün kaybettiğim kırmızı kalemler ve akabininde bu yüzden evde yaşanan krizler geldi. Bu kalemlerin aslında kitapla bir alakası yok ama bende yarattığı etki bir başka... Daha önce bir kalemin kudretinin ne kadar güçlü olabileceğine hiç bu kadar çok inanmamıstım. Söylediklerimi kitabı okuyanlar daha iyi anlayacaklardır... (diğerlerine de merak uyandırsın.) Bizlere dayatılanlar, inandıklarımız ve inandırıldıklarımız arasında zekice kurgulanmış bir sarmalın arasından, aslında yine de bunlardan hangisini tercih edeceğimiz bize bırakılıyor “Var0lmayanlar”da... Siz bir “Var0lmayan” da olabilirsiniz, bir “hayalperest” ya da gerçeklerle bütünleşmiş ve ütopik olan herşeyden uzak bir “gerçekçi” de... Ben bunların içinden en çok “hayalperest” olanını yakıştırıyorum kendime.  
            Kitabın ısrarla her yanına sinmiş, buram buram kokan tek bir cümlesini kuruyorum  aklımda “hayallerinize ne kadar yakınsanız, o kadar gerçek kılarsınız...” Bu cümlenin büyüsüne kapılmak için kilit bir kelime geliyor ardından “inanmak”. Yani ne kadar inanırsanız, o hayal sizin er ya da geç bir gün karşınıza çıkacaktır. Kitabı okuduktan sonra, içimde her zaman varolan “inanma” meselem, “hayalperest” kimliğimle dahada bir bütünleşmemi sağladı belkide kim bilir?
            Bunun yanısıra Var0lmayanlar’daki diğer cezbedici ve özellikle beni baştan çıkaran şey kitabın her sayfasında, hikaye gözümün önünde sanki bir film karesi gibi o kadar güzel betimlenmişti ki bunu sadece bu yorumumla size nasıl aktarabilirim inanın hiçbir fikrim yok. Kitabı hem elimden düşürememem hem de sindire sindire okuma arzum arasındaki mücadelem size sunabileceğim en temel gerekçeler olabilir haliyle...
            Var0lmayanlar hakkında söylenebilecek çok fazla söz var aslında ama gerek kitabın gizeminin bozulmaması adına, gerekse çok önemsediğim bu kitap hakkındaki görüşlerimi sözcüklerle büyüsünü bozabileceğim ihtimali sebebiyle (hani insan önemsediği şeylerin kendine kalmasını ister ya o hesap diyelim :) ) sözlerime burada son veriyorum.
Siz sevgili okurlar, eğer siz de içinizde bir “hayalperest” ya da “var0lmayan” olduğuna dair ufak da olsa bir kıpırtı varsa hazır olun! Çünkü, Var0lmayanlar’dan sonra sizin için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Hayallerle kalın, hoşça kalın... :)

Ceren Kaynak

21 Ağustos 2010 Cumartesi

ol(a)mayan diyalogların büyüsü -2-

Y: uykum kaçtı lan senin yüzünden!
X: ben mi dedim sana uykunu kaçır diye?!
Y: kaçtı işte...
X: neden?
Y: bilmem.
X: bir şeyide bil artık!
Y: neyi bileyim?
X: mesela neden uykunu kaçırdığımı?
Y: ...
X: böyle susucak mısın?
Y: susmadımki ben.
X: e soruma yanıt alamadım?
Y: kaçtı işte lan!
X: lan deme artık!
Y: la olur mu?
X: offfff yine mi yaa?
Y: ne yine mi?
X: ya sen hiç değişmeyecek misin?
Y: nasıl?
X: yani habire konuyu değiştirmek için başka şeyler buluyorsun!
Y: konuyu değiştirmedimki ben.
X: ana mevzu neydi acaba?
Y: neydi?
X: yordun beni artık! yoruldum.
Y: yorulma sende.
X: çık git hayatımdan öyleyse!
Y: ?!
X: bakma öyle çık git! bırak beni kendimle.
Y: bırakmam!
X: neden?
Y: ...
X: ha pardoon ona da cevabımız yok. onu bileyimde!
Y: ya ne saçmalıyorsun sen?
X: saçmalayan ben miyim sence?
Y: soruma soruyla cevap verme!
X: deminden beri senin yaptığın ne?
Y: ...
X: ya bir cevap ver lütfen, tek kelime olsada cevap ver!
Y: ne diyim ya?
X: bencil!
Y: düşüncesiz!
X: hasta!
Y: çılgın!
X: manyak!
Y: sevimli misin?
X: ya neden yaa neden?
Y: sus artık!
X: sen sus!
Y: sus dedim...
X: ...

...

19 Ağustos 2010 Perşembe

ol(a)mayan diyalogların büyüsü

X: uzun zaman oldu...
Y: evet.
X: nasılsın?
Y: iyi. sen?
X: iyiyim işte.
Y: ...
X: gördüğün gibi.
Y: gitmişsin buralardan.
X: gittim.
Y: sıktı mı buralar seni?
X: yok... öyle değil. gitmek istedim sadece. merak ettim nasıl birşey olduğunu sanırım.
Y: niye? mazoşist misin?
X: bu nasıl gördüğünle alakalı!
Y: sen nasıl görüyorsunki?
X: bilemedim şimdi... hiç değişmemişsin desem?
Y: deme! ama sende...
X: sende deme...
Y: desem?
X: dersen dilim çözülür susturamazsın desem?
Y: kitlendim şimdi...
X: hep kitlenirdin zaten...
Y: evet. uzun zaman oldu...
X: oldu ya, 6 sene kadar.
Y: baya olmuş.
X: o da göreceli tabii...
Y: sende her şeye bir b.k buluyorsun.
X: ne konuşuyoruz biz?
Y: bilmem.
X: bir soru soracağım?
Y: sor.
X: bildiğin ne var senin?
Y: bilmem vardır birşeyler...
X: ne şeyler?
Y: birşeyler işte.
X: bir kerede net olsan?
Y: net derken?
X: güzel uygulama! anladığın şeylerden kaçmak için.
Y: anlamadım?
X: boşver. istesende anlayamazsın.
Y: ...
X: neyse sana doyum olmaz(!) ben gideyim. iyi bak kendine olur mu?
Y: olur.
X: ...

Y: X!
X: efendim?
Y: sende.
X: sende ne?
Y: yani sende kendine iyi bak...
X: olur.

10 Kasım 2009 Salı

(a)normal

-kaybediyorum...
-hayır, dayan!
-gidiyorum, görüyor musun?
-böyle bırakıp gidemezsin beni...
-sen mi? hala ben diyebiliyor musun bana? bunu söylemeye yokken yüzün. ya çek git dedim sana, ya da gir ve çıkma hayatımdan. sen ne yaptın? bir girdin, bir çıktın hayatımdan. canın sıkıldığında oyuncağın oldum. benden sıkıldığında kabusun... neyim ben senin için? ne?! bazen gülmek istediğinde giriyorum hayatına. bazen gülmeni görmek istiyorum, göstermiyorsun bana... bir bakıyorum mutluluk hapım oluyorsun. sonra birden antidepresan için aracı. canım, kalbim, ruhum çöküyor. ben benlikten çıkıyorum. kaybediyorum kendimi... ölüyorum anla! sen keyfi olarak bana her dokunduğunda, ben ölüyorum. istemediğim bir insana dönüyorum. aptal oluyorum. anlıyor musun beni?
- ...
- verecek cevabın yok. öyle istiyorsun çünkü. istiyorsun ve oluyor. bencilsin. iliklerine kadar. bunları söylemeyi çok denedim inan... söylüyorum ilk defa: seni görmeden varlığını bilmek, huzurun en güzeli. hayatıma girmeden sen, aynı havayı benimle soluduğunu bilmek, yaşama kaynağım. güldüğünü duymak başkasından, mutluluğun en güzeli. seni sen yapanlar bırak öylece kalsınlar. daha fazlasını istemiyorum senden. çık git hayatımdan ve yaşa öylece. lütfen...
bırak! üstü kalsın...

31 Ekim 2009 Cumartesi

başlıksız

hayat...
garip tesadüflerle doludur çoğu zaman. bir kelime, bir harf değiştirir zamanı.
herşeyi görür bu gözler, ama bazen takılır kalır, şaşırırsın.
zaman geçer...
algılarsın, hissedersin, yaşarsın.
kimi zaman anlamsız gelir bazıları. izlersin uzaktan. yakın sandıkların, uzağa düşer. anlamazsın.
bakarsın ardına, herkesi, herşeyi suçlar olmuşsun.
kendini dinler, anlamaz olmuşsun.
tanıyamazsın ya içindeki yabancıyı...
suçlarsın ya boş yere kendini.
bilemezsin ilacını, koyamazsın bir yere kendini.
anlarsın sonunda;
o gözler takılı kalmıştır onda, budur mazeretin...

29 Ekim 2009 Perşembe

üç noktanın cevabı

gördüğümde anladım seni,
garip bir güven...
duydum ve hissettim.
bile bile,
biteceğini bile bile...

bitecek ve devam edecekti.

yeni tanışmıştık,
dakika bile dolmamıştı.
ben seni tanımıştım,
sen beni...

gözlerindeydi herşeyim,
gözlerin aldı götürdü beni.
her yere gittim,
taşıdım onlarıda...

basitti yaşanan.
görünürdü.
olmuştu ve bitmişti...

şimdi yine başlıyorum,
biliyorum.

hoşça kal kelimelerinin yanına,
merhaba'mı ekliyorum...

5 Ekim 2009 Pazartesi

...

hayat işte...
yapılan planların dışındaki zaman dilimi derler...

hiç planlamamıştım oysa...
seni sevmeyi...
sevgi denen o eşsiz duyguyu hiç planlamamıştım.
öğrettin bana.

bugün o bankta, öyle sessiz, öyle çaresiz.
dayanamadım, dayanamadık.
binbir çeşit renk vardı etrafımızda,
bizim rengimiz siyaha kaçmıştı.
asildi bir o kadar...

direndim.
seni sevmemeye direndim oysa.
kalbim çarparken sana,
aklımın uzuvları direniyordu...

biliyordum!
seviyordum.
seviyorum seni.

kabul ettim.
planlamadığım gibi sevdim seni.
dedik ya;
hayat işte...

ben seni, hayatıma kattım.
planlamadığım gibi...